Nilgün Serimoğlu Yazıları

Düşlere Bir Bilet

Bugünkü işim insanların düşlerinin nereye kadar uzandığını görmek. Beklenmedik bir şekilde göklerden istediğimiz birçok şeyi yapabilecek bir olanak paketi, bir güç kaynağıdüşse neler yapmak isteriz? Bu sorunun yanıtını arıyorum.

Günümüzde bu sihri sağlayabilecek en somut çözüm para… Ama büyük para… Böyle büyük miktarda parayı da durup dururken nasıl sağlarız? Banka soymak dışında elbette piyango bileti alarak… Yeni yıl çekilişi yine yaldızlı düşlere yeşil ışık yaktı.

Sevdiğim mekânlardan biri olan Eminönü-Sirkeci bölgesindeyim yine. Eğer özel zamanlarda insanlarla bir şeyler paylaşmak isterseniz Mısır Çarşısı civarı ideal bir buluşma noktası olur sizin için. Her çeşit insan, her türlü satılık nesne oradadır. Benim niyetim de bu günkü merakım konusunda farklı kesimlerden gelen birileriyle konuşmak. Etrafta her yer kalabalık ama en çok da tarihi milli piyango bayiinin önü insan akınına uğramış. Üstelik son günlerde bu tür umut kapanlarına fesat karıştığı yönünde söylentiler dolaştığı halde umut kuyrukları her yıl olduğundan daha uzun.

Önce benimle birlikte dolaşmakta olan opera sanatçısı arkadaşıma soruyorum günün sorusunu.

—Büyük ikramiye sana çıksa ne yaparsın?

—Çıkamaz, bilet almadım çünkü.

—Ne ayıp! Nerede kaldı yeni yıl ruhu, piyango ruhu? Neyse, tut ki aldın, tut ki sana çıktı. Önce ne yaparsın?

—O zaman önce sana araba alırım.

Benim eskimiş, her tarafı dökülen arabam son zamanlarda uzak, yakın tüm dostlarıma dert oldu. Bunda sık sık yolda kalıyor olmamın da payı var ama olsun değişiklik oluyor. Artık yeni bir araba almam için postacı bile öneride bulunuyor. Ama ben bu fikre karşıyım. Emektar arabamla birlikte oldukça uzun bir süre geçirdik. Alıştık birbirimize, karşılıklı olarak hoş görülü davranıyoruz. Ben onun yoğun trafikte su kaynatmasını görmezden geliyorum. O da benim el freni çekik kilometrelerce yol gitmeme biraz homurdansa da pek bir şey demiyor. Şimdi onu eskidi, yoruldu diye terk etmek insafsızlık olmaz mı? Sonra yaşlandı diye karılarını boşayan adamlardan ne farkım kalır? Kısacası biz mutluyuz aramıza girmesinler.

Bana araba almak dışında arkadaşımın planları yine kişisel bazı şeylerle devam ediyor. O nedenle başka bir aday arıyorum. Oturduğumuz çay bahçesinin garsonuna soruyorum aynı soruyu. Uzaklara dalıp düşünüyor…

—Abla ben önce düğünümü yaparım. O kaynanam, kaynatam olacak kendini beğenmişlerin gözüne sokmak için şöyle kocaman balkonlu bir ev alırım. Sonra hepsini yemeğe davet ederim. Yemekleri de hanıma yaptırmam. “ …. “den getirtirim. Yemek sonunda hepsine altın hediye ederim. Erkeklere cumhuriyet, kadınlara bilezik… Hem de burma…

Sıradan bir yanıt oldu bu. Yaşlı bir teyzeyi gözüme kestirdim. Sorumu iç geçirerek yanıtladı.

—Evladım önce kızlarıma birer ev alıp, torunları paralı okullara gönderirim. Sonra rahmetli kocamla kendi mezarımı yaptırır, şu süslü demirlerle çevirtirim…

Aradığım yanıt kimsede yok. Artık umudum azalmaya başladı. Sonraki birkaç kişi de benzer yanıtlar verdi. Son bir deneme yapmaya karar verdim. Çöpleri karıştıran yaşlı bir adam var ilerde. Yanındaki kemikleri görünen köpeği ile birlikte pet şişeleri, kutuları topluyor. Sorumu gülümseyerek karşıladı.

—Ben şöyle en az bin kişiyi alacak bir bina yaptırırım. Barınacak yeri olmayanları toplayıp yatacak yer, yiyecek veririm. Bir bölümünde de kimsesiz hayvanlar barınır. Para bitene kadar hep beraber yer, içer barınırız. Kışın sokakta kalmak ne demek bunu evi olanlar bilemez. Bir de açlık var… Öyle gün olur ki, şu yerdeki kâğıtları bile yemek istersin. Allah bu bedeni vermiş “al taşı, besle, doyur” demiş. Ondan ötesi yalan… Bazı zaman yarısı yenmiş bir simit bulur bu hayvancağızla paylaşırız. Ziyafet gibi gelir bize… Eğer bir lokma yiyorsan bir lokma da bulamayana ayırmak lazım. Fakirliği bildiğim için para çıkarsa fakiri düşünürüm.

Benim aradığım yanıt buydu… En yüksek, en cömert düşü hiçbir şeyi olmayan birisi dile getirdi. Hepimizi yendi… İyi ya da kötü her şeyin bir bedeli, bir geri ödemesi var. Bizler arabalarımız, bileziklerimiz, mezarlık demirlerimizle uğraşırken burnumuzun dibinde birileri yarım simit bulamadıkları için ölebiliyorlar.

Acaba tüm söylentilere karşın ben de bir bilet alsam mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir