Şiirler ve Masallar Dünyamdan Esintiler

Issızdaki Köprü

Bir küçük çocuk…

Issız, çorak bir dağ başında tek başına durdu bekledi

Artık onun bir evi yok. Onu arayan, özleyen, onun için çarpan bir kalp yok.

Yalnızca kendi kalbinin atışlarını duyuyordu ıssız sessizlikte.

Üşüyordu, açtı, korkuyordu

Olması gereken yerin burası olmadığını biliyordu ama nerede olması gerektiğini ve oraya nasıl gidilir işte onu bilmiyordu.

İçini çekerek gökyüzüne baktı, bir yanıt aradı, gözleriyle yakardı sonsuz maviliğe

Mavi gözler onu gördü ama hiç duraksamadan başka ufuklara uzandı mavi bakışlar

Bir minik köpek yavrusu ıssızda tek başına… Annesini kaybetmişti, üşüyordu, açtı, korkuyordu

O minik bedeninin ılıklığında o minik kalbi daha ne kadar bu çaresizliğe dayanabilir…

İçini çekti gökyüzüne baktı, gözleriyle yakardı

Gökyüzü sonsuz mavi gözleriyle ona baktı ve bakışlarını başka tarafa çevirdi.

Bir kadın… Amaçsızca yürüdü ıssızda

Yükü çok ağırdı.

Emziremeyen bir annenin göğsünde sütünün kaldığı gibi, veremediği sevgileri kalmıştı yüreğinde

Köprüyü gördü az ötede

O köprü hep vardı, hep oradaydı

Sevinçler, umutlar varken görünmez olan köprü, yüreğinin çaresizlikle karardığı zamanlarda görünür olurdu

Kadın korkardı köprüyü gördü o zamanlarda

Üşümüyordu, aç değildi ama yine korkuyordu

Köprünün yanına geldi, bir adım atıp bekledi

Karşı tarafta sisler olduğu için hiçbir şey göremiyordu.

Yüreğinde taşıdığı ağır sevgi yüklerini yavaşça köprünün ayağına bıraktı

Diğer tarafta gerekli değildi artık ne sevgi, ne özlem ne de yitirilenlerin acısı

Son bir kez içini çekti, gökyüzünün mavi gözlerine gözleriyle yakardı.

Ne için yakardığını bilmeden

Diğerlerine baktığı gibi kadına da baktı gökyüzü ve bu kez konuştu;

“Çareler ne bende ne de gölgelerde

Bence geri dön, yüklerini al bıraktığın yerden …

Sevgiler paylaşılırsa yük olmaktan çıkar

Paylaş yükünü” dedi.

Anlamadı kadın köprüde bir adım attı, sonra bir adım daha

Karşı tarafta gölgeler kıpırdanmaya başlamıştı

Kadın köprünün ortasına yaklaştığında gölgelerin fısıltıları ulaştı ona.

“Dur” dediler “düşün, gerçekten tüm umutlar bitti mi? Ya bakıp da göremediğin şeyler varsa? Ya yüklerinin başka sahipleri varsa?”

Kadın köprünün ortasında durup düşündü.

Bir adım daha atarsa artık geri dönemeyeceğini biliyordu

Gökyüzünün mavi gözleri de artık kararmaya başlamıştı

“Gökyüzünü dinle” dedi gölgeler “Biz hep burada olacağız ama, mavi gökyüzünü bir daha hiç göremeyeceksin. Var olduğunu bilecek ama bir daha onun gözlerine bakamayacaksın”

Kadının yüreği burkuldu. Hala sevip, özleyeceği bir şeyler kalmıştı demek köprüden önce. “Hep özlemek var her yerde. Bu kez de mavi gökyüzünü özlemek” Buna dayanabilir mi bunu bilmiyordu. Yenilmiş bir şekilde geri döndü bir kez daha. Yere bıraktığı yüklerini alıp geldiği ıssıza döğru yürümeye baktı

Gökyüzünün mavi gözlerini kapatıp, sağnak yağmura ve fırtınaya bıraktığı karanlık yollarda yürümeye başladı.

Bir şimşek çaktığında az ilerde otların arasında bir küçük şekil hareket etti.

Yürüdü elini uzattı o şekle. Soğuktan, yağmurdan buz gibi olmuş bedenini terk etmeye hazırlanan minik bir yavruydu bu.

Onu aldı atkısına sarıp göğsüne bastırdı

Onu göğsüne aldığında taşıdığı ağır yükün biraz da olsa hafiflediğini hissetti.

Yürümeye devam ettiler acımasız yağmur ve fırtınada

Yine bir şimşek çaktı ve kadın ilerde bir taşın üzerinde oturan yağmura ve fırtınaya teslim olmuş her şeyden vazgeçmiş çocuğu gördü.

Çocuk beklemekten yorulmuş, uğuldayan fırtınanın onu alıp götürmesini bekliyordu.

“Nasıl olsa yolu biliyordur fırtına” diye düşündü çocuk.

Kadın çocuğa yaklaştı.

Yağmur gözyaşı izlerini silmiş olsa da, ağlayan bir çocuğu görebilecek kadar anneydi kadın.

Gel dedi gözleriyle… Artık eskisi kadar soğuk olmayan elini çocuğun ıslak saçlarında dolaştırdı, ellerini tuttu.

Birden hafifledi kadın. Yükünün kalanından da kurtuldu, özgürleşti.

İkisinin elleri de ısınmaya başladı

Yağmur ve fırtına devam ediyordu ama üçü birbirlerine sokulup birbirlerini ısıtarak korkmadan, üşümeden yollarına devam ettiler.

Kadının bir daha dönmeyeceğini düşündüğü fakir kulübesine geldiler.

Her zaman soğuk, kasvetli olan kulübe onları bir yuva gibi karşıladı.

Ateş yaktılar, bir dilim ekmeği paylaştılar.

Sonra pencereden üçü birlikte yine gökyüzüne baktılar. Bu kez iç çekmeden…korkmadan, üşümeden…

Fırtınalar ve sağanak yağmur dinmişti..

Gökyüzü onları gördü. Parlak yıldız ışıkları gönderdi, göz kırptı sevgiyle

Kadının ağır yükleri diğerleri ile paylaşınca uçuşan sevinç kıvılcımları olmuştular.

Düşlerinde Gelecek güzel günlerin müjdesini paylaşarak kucak kucağa uyudular.

Kadın yolu ıssıza düşse bile o köprünün ona bir daha görünmeyeceğini biliyordu artık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir