Nilgün Serimoğlu Yazıları

Konuşma Savurganlığı

Konuşmak sanıldığı gibi başlangıç değil sonuçtur. Bir fikrin sözcüklere dönüşüp başka zihinlere gönderilmesi geri alınamayacak bir adımdır. Aslında kullandığımız sözcüklerin sayısı yani “kelime haznesi” denen şey düşünce hacmimizi belirler. Soyut düşüncelerimiz de olmakla birlikte genelde sözcüklerle ve anadilimizde düşünürüz. Bu düşüncelerin diğer insanlarla paylaşılabilir tümceler haline gelmesi için bazı imbiklerden geçirilerek damıtılmalıdır. Çünkü kendimize ve başkalarına olan saygımız bunu gerektirir. Düşünce mantık süzgecinden, sonra mutlaka vicdan süzgecinden geçirilmelidir. Bazen çok mantıklı bir düşünce için yapılan bir konuşma hiç duruma uygun olmayabilir. İletişimsizlik kadar kontrolsüz iletişim de kötü hatta bazen yıkıcı olabiliyor. Henüz çok küçük yaşlarda başlayan toplumsal eğitimde aklımıza gelen her şeyi her yerde söylemememiz gereksiz konuşmamamız öğretilir. Bu konuda çoğumuzun yaşadığı tatsız olaylar vardır. Daha yaşamımızın başlarında insanlarla iyi geçinmek, kabul görmek istiyorsak çenemizi tutmamız söylenir. Aksi halde çevremizde istenmeyen atıklar gibi gereksiz sözcükler uçuşurdu.

Biz konuşma üslubu hakkında ne dersek diyelim bu konuda aslında gerçek belirleyici bilişim sektörü olmaya başladı. İnsanların birbirleriyle olan konuşmalarının nitelikleri değil ama süreleri, ne zaman ve ne yolla yapılacakları bu sektör tarafından belirlenmeye başladı. Promosyon denen bir bilim dalı (!) var artık… Bu yeni efendi insanlara kendi istediği zaman parçaları içerisinde konuşma izni veriyor. “İzin vermek” anlatımı uygun olmayabilir. Daha çok emrediyor diyebiliriz. Bir insanda doğal olarak var olmayan bir alışkanlık oluşturmak için o konuda bazı rutinler kazanmasına çalışılır. Önce bedelsiz ya da çok düşük bedelli sunuşlar yapılır. İçkide, kumarda, uyuşturucuda olduğu gibi yavaş yavaş insan yaşamına sızılır. Son günlerde cep telefonlarımıza sürekli mesajlar geliyor. Şu… Şu… Tarihler arasında konuşmalarınız bedava v.s. v.s. Bizler ne yapıyoruz; bu bedava olanakları kullanmazsak birileri bizi dövecekmiş gibi sağı solu aramaya başlıyoruz. Gerçekten gerekli olan konuşmalar bitince bu sefer gerekli olmayan fuzuli konuşmalar ve bu konuşmalar sırasında gereksiz laf uzatmaları yapmaya başlıyoruz. Bazen en meşgul olduğunuz bir anda bir telefon geliyor, “N’aber yaaaa…? Epeydir görüşememiştik” Yanıtlıyorsunuz; “iyidir…Senden ne haber? Hayırdır?” Karşıdaki bir an önce söyleyeceğini söylesin diye bekliyorsunuz ama o hiç oralı değil. Lafı uzattıkça uzatıyor, bugünün konularını bitirip geçmiştekilere dalıyor. Konuşma çiklet gibi uzadıkça uzuyor. Son bir kurtulma çabası içinde atılıyorsunuz;”Cepten göçtün. Yeter kapat artık gerisini yüz yüze gelince konuşuruz.”Ama o büyük bir rahatlıkla; “Dert değil. Bu gün benim bedava günüm” deyip konuşmaya devam ediyor.
Bu insanlara şunu anlatmak lazım; harcadığınız bu kontörler belki şimdilik bedava olabilir ama “zaman” hiçbir zaman bedava değil. Zaman daima çok değerli ve pahalı… Üstelik önce bedava sunulan bu konuşma süreleri insanları boş konuşmalara, geyik muhabbetlerine alıştırıyor. Niteliksiz sohbetler yaşamımızın bir parçası olmaya başladı. Bedava dönemi bitip ödeme dönemi geldiğinde terk edemeyeceğimiz gereksiz alışkanlıklar kazanmaya başladık. Bilgisayarlar mobil modemlerle ev ve bürolar dışında da hizmet veriyor. Çoğunlukla bu olanağı yine niteliksiz elektronik konuşmalarla harcıyoruz. Neredeyse aynı odada olduğumuz insanlarla bile aygıtlar aracılığı ile konuşmaya başlayacağız. Bu anlamsız iletişim kirliliği ile nereye kadar gidebiliriz? Konuşmaktan düşünmeye vakit yok. Gereksinimlerimizi gidermek için bizler tarafından icadedilmiş aygıtlar sonunda bizi yönetmeye başladı. Gitgide kötü programlanmış robotlara dönüşüyoruz. Üstelik başka robotlar tarafından programlanmış robotlara.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir