Nilgün Serimoğlu Yazıları

Ruhsal Metabolizma-Ruhsal Obezlik

Yaşamda kendini kısıtlanmış hissetmek birçok şeyin nedeni. Bir ufak dairenin, bir alanın içerisindeyiz. Alanın içinde kalan yerleri görebiliyoruz, anlayabiliyoruz.  Alanın dışı belirsiz, dumanlı… Orada iyi ya da kötü bilmediğimiz potansiyeller var. Alanın dışına adım attığımızda neler olacağını bilmiyoruz. Aslında ölüm korkusu da böyle bir şey… Bilinmeze duyulan korku…

Bilincimize sürekli olarak bir takım bilgiler, izlenimler gelir, duyumlar algılara dönüşür.  Fakat temel, üst bilgiler henüz oluşmadığında, diğer bir deyişle erken dönemde bunlar yalnızca depolanan bilgiler oluyor. Alan genişletebilmek için bilincin değerlendirebileceği malzemeleri anlamlara dönüştürebilmesi lazım. Dağınık bir şekilde elde edilen bilgiler yalnızca stok bilgi oluyor. Bir anahtara dönüşmeleri için belli başlıklar altında toplanıp, değer kazanmaları ve ateşleyici nitelikte bazı kilit bilgilerin gelmesi gerekir. Bunun ne zaman ve nasıl olacağı bilinmiyor. Bazen uzun süre nadasa bırakılmış bir konu çok önemsiz gibi görünen bir girdiyle aniden alan genişleten bir ana bilgiye anahtara dönüşebiliyor.

Belirsizlik içinde kişisel alanımız içindeyken o alan içinde olan şeylerle yetiniriz. Korku denilen yaratılışta yanımızda getirdiğimiz bir muhafız vardır bu alanın sınırlarını koruyan. O muhafız bize olduğumuz yerde kalmamızı, sahip olduğumuz olanakları korumamızı emreder. Uzun mesafe sayılacak cesur adımlara izin vermez. Yalnızca anahtara dönüşen bilgiler o alanı genişletebilir. Bilgi en büyük güvencedir ve korkunun karşıtıdır.

Korku içinde bu alan içinde hapsolduğumuzda gereksindiğimiz ya da gereksindiğimizi sandığımız her şeyi stoklamak eğiliminde oluruz. Stoklamak o malzemeleri aynı zamanda işlevsizleştirmek anlamına da gelebilir. Bu para, yiyecek maddesi, eşya hatta canlı varlıklar bile olabilir. Bilinç ne kadar az bilgiye sahipse görebildiği alan içindeki şeyleri o kadar sabitlemek gereksinimi duyar. Gereksiz biriktirilen şeyler yeni girdilere ve onların uygun şekilde koordine olarak anahtarlara dönüşmesini engeller.

Bu uygulamaya bedensel metabolizmamız da dâhildir. Kazandığı her kırıntıyı karanlık ve mahrumiyet zamanları için biriktiren, harcamamaya çalışan bir zihin bedenin enerji kullanımında da aynı mantığı kullanacaktır. Alınan besinleri çok az kullanıp, gerisini bedende stoklama mantığı ile hareket eden bir beden kaçınılmaz bir şekilde obeziteye esir olacaktır.

Ruhsal obezlik de bu şekilde işler. Tutucu bilinçler ön yargılı oldukları konularda yeni tür bilgilere kapılarını kapatırlar. Ellerinde birçok dağınık bilgi vardır ama onların anlam kazanması için gereken katalizör niteliğindeki izlenimler, bilgiler içeri sızamaz. Bilimcin kullanamadığı birçok izlenim, bilgi kırıntısı bilinçaltında toplanır. Bu ruhsal bir obezite oluşturur. Bazen de yanıltıcı bir bilgi depodaki kırıntıları yanlış demetler halinde toplayıp, yanlış anahtar olmayan anahtarlar oluşturur. Bu istenmeyen anahtarlar alanı daraltıp, içe doğru kilitlemekten başka işe yaramaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir