Nilgün Serimoğlu Yazıları

Tarih boyunca Türkler’de kültür ve sanat!

Türk sanatı, Türk dili, Türk örf ve adetlerini kapsayan Türk kültürü, yazılan tarihin çok daha öncesine dayanır.

Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes’in Türk adlı oğlunun neslindendir. Türk kelimesinin aslı “türümek” fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında “türük” zamanla “Türk” sözcüğüne dönüşmüştür. Anadolu’da bir kısım göçebeler de yürümek fiilinden yola çıkarak “yürük” adını almışlardır. Türk sözcüğü çeşitli kaynaklarda; “töreli, töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta demirci ve deniz kıyısında oturan adam” anlamında kullanılmaktadır.

Coğrafî ad olarak Turkhia (Türkiye) söylemi ise altıncı yüzyıldaki Bizans kaynaklarında, Orta Asya için kullanılmıştır. Dokuzuncu ve onuncu asırlarda, Volga’dan Orta Asya’ya kadar olan alana denilirdi. Bu da Doğu ve Batı Türkiye olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Doğu Türkiye, Hazarlar’ın, Batı Türkiye ise Türk asıllı Macarlar ın ülkesiydi. Memlukların ilk zamanlarında, Mısır’a da Türkiye deniliyordu. Selçuklular zamanında, onikinci yüzyıldan itibaren Anadolu’ya Türkiye denilmeye başlandı. Türk kelimesini, Türk devletinin resmî adı olarak ilk defa kullanan, yedi ve sekizinci yüzyıllarda hüküm süren (681-745) Göktürk Devleti’ydi. Göktürkler devrinin en önemli yapıtı “Orhun Anıtları”dır. 38 harften oluşan Göktürk yazısı ile yazılan üç anıt, 725-735 yılları arasında diktirilmiştir. Burada Bilge Kağan ile kardeşi başkumandan Kültigin’in ve Bilge Kağan’ın kayınpederi olan Vezir Bilge Tonyukuk’un, bir ara Çin esaretine düşen Türk devletini yeniden kalkındırmak için gösterdikleri çabalar anlatılır.

Yapılan araştırmalara göre Türk ırkına ait en erken devirlerden itibaren görülen kaya resimleri (petroglif) ise, kaya ve mağara yüzeyleri üzerine yapılmışlardır. Bunlardan bazıları boya ile yapılmış, bazıları da kazıma ve çizme yoluyla gerçekleştirilmiştir. Kaya resimleri, Orta ve İç Asya’da milattan önceki bin yıllardan, M.S.14. ve 15. yüzyıllara kadar çok çeşitli konuları kapsar

Türkler modern bilimin temelini oluşturan uygulamaları da çok önceden başlatmışlardı. Bir yılı 365 gün 6 saat olarak hesaplayarak 12 hayvanlı Türk Takvimini oluşturmuşlardır. Uygurlar tahta harflerden matbaayı ve pamuktan kâğıdı yapmışlar, madencilikte özellikle de demircilikte ileri gitmişlerdir. Kazakistan’ın başkenti Alma Ata yakınlarında bir kurgandan çıkarılan “Altın Adam Heykeli” Türk maden sanatının ne kadar geliştiğini gösterir. Halı Türklerin Dünya medeniyetine bir katkısıdır. Altaylarda Pazırık Kurganı’nda bulunan halı dünyanın en eski halısıdır. Türkler bilim ve sanattaki yapıtlarını belgelemek ve kültür alışverişinde bulunmak için belgeler oluşturmuş ve bunun için Arap, Kiril ve Latin alfabelerini kullanmışlardır.

Geleneksel Türk sanatlarının bir kısmı İslam öncesi dönemden kaynaklanır. Türklerin İslam dinini kabul etmesinden sonra Türk-İslam sentezi sanatlar ortaya çıkmaya başladı. Dinsel inanışlar nedeniyle heykel ve resim gerilerken Tezyîni Sanatlar, Türk Musikisi, Türk Mutfağı, Mimari, Temaşa Sanatları bu sentezin etkisinde bir gelişim gösterdi.Bu sanatların başında Minyatür gelmektedir.

İslam sonrası gelişen sanatların başlıcalarını, Bezeme, Hat sanatı (Hüsn-i Hat), Tezhib, Yaprak Üzerine Hüsni Hat, Tuğra, Ferman, Ebrû, Gravür, Kat’ı, Çini, ve Kalem işi, Seramik olarak sayabiliriz. Hunlardan başlayarak yüzyıllar boyu dünyanın bir çok yerinde varlığını sürdüren Türklerin dönemlerinde yarattıkları sanat yapıtlarının ve kültür miraslarının zamanımıza kadar ulaşması, kültür ve sanat tarihi açısından önemli bir göstergedir.

Nilgün SERİMOĞLU – 08 Mayıs 2012 – Aydınlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir