Nilgün Serimoğlu Yazıları

Tilkinin Şöleni

Bazı orman masalları vardır… Kuşaktan kuşağa aktarılırlar… Bu masallarda söz edilen orman nerededir? Hiç merak ettiniz mi, adı nedir o ormanın? Ya orada yaşayan yaratıklar… Onlar aslında kimlerdir?

Beni hep çok etkilemiş olan bir masalı örnek olarak almak istiyorum. Bu ünlü orman masalını birlikte anımsarken belki de bazı ip oçları buluruz…

 

“Aynı ormanda yaşayan leylek ile tilki bir türlü geçinemezlermiş. Her gün yeni bir kavgayı başlatır, bütün orman sakinlerini de huzursuz ederlermiş. Onların sürüp giden kavgalarından bıkan ormanlar kralı aslan sonunda olaya el koymuş… ‘Ya artık anlaşır, iyi geçinirsiniz, ya da ikiniz de bu ormanı terkedersiniz’demiş. İyi niyetlerinin kanıtı olarak da birbirleri için birer ziyafet, şölen vermelerini emretmiş.

Önce tilki muhteşem bir şölen hazırlamış… Bütün orman halkı ile birlikte leyleği davet etmiş, başköşeye oturtmuş, en nadide kaplarda yiyecek ve içecekler sunmuş.

Herkes çok eğlenmiş… Ayrılırken tüm misafirler iyi niyetinden dolayı tilkiyi tek tek kutlamışlar.

Lakin zavallı leylek bu şölenden aç, susuz ve yorgun olarak ayrılmış; çünkü ona sunulan bütün yiyecek ve içeçekler düz tepsi ve tabaklarda ikram edilmiş. Leylek hangisine gagasını daldırsa çabaları boşa çıkmış ve bir lokma bile yiyememiş. Üstelik üstüne tüneyip, tutunabileceği bir çıkıntı, bir dal parçası bile bulamadığı için ziyafet boyunca çok sıkıntı çekmiş. Ama yine de hiç renk vermemiş, herkesle birlikte tilkiye teşekkür ederek şölenden ayrılmış.

Bir hafta sonra da leylek kendi şölenini hazırlayıp tilkiyi davet etmiş. Tilki için ayrı bir şeref masası hazırlamış. Ormanda kanatlı ne kadar yaratık varsa tilkinin etrafında pervane olmuşlar. Onun masasına sürekli olarak en leziz yiyecek ve içecekleri taşımışlar. Fakat bu yiyeceklere bakan tilkinin yutkunmaktan boğazı ağrımış. Şölenin sonunda da aynı bir süre önce leyleğin başına gelen onun da başına gelmiş, oradan aç, susuz ve yorgun olarak ayrılmış.

Çünkü leyleğin intikam amacı ile hazırladığı bu şölende tilkinin süslü köşesine oturmak için yalnızca üzerine tüneyebileceği bir dal parçası konulmuş, yiyecekler de en değerli uzun boyunlu kristal sürahilerde ikram edilmiş. Tilki ağzını veya elini ne kadar o zarif sürahilere daldırmak istese de başaramamış. Böylece leyleğe yaşattığı şeyi kendi de yaşamak zorunda kalmış.”

Tilki bu durumdan ders aldı mı bilemeyiz ama en azından adalet yerini bulmuş diyebiliriz.

Ya gerçek dünyada, yani bizlerin yaşadığı gerçek ormanda durum nedir acaba? Leyleğin karşı bir şölen düzenleyip, öcünü alma şansı ne kadardır?

Yaşamlarımıza şöyle bir dönüp bakacak olursak, kimbilir kaç kez bize sunulan sahte, göstermelik armağanlara teşekkür etmek, ard niyetli cömertleri(!) yüceltmek zorunda kaldığımızı görürüz.

Başkalarına gereksinmedikleri şeyleri veya gereksindiklerini yararlanamayacakları bir şekilde veren daha doğrusu veriyor görünenleri onurlandırmaktasn artık vazgeçelim.

Haklı davalarımızda aile içinde bile bazen eşit savunma şanslarına sahip olamayız. Bizim yaşadığımız ormanlardaki aslanlar bazen leyleğe ikinci bir şansı vermeyebilir. Onun neden tilkinin şöleninde aç kaldığını araştırmayabilir.

Ne yapsın o zaman zavallı leylek? Kendine başka bir orman mı bulsun? Ya kanatları başka bir ormana uçmaya yetmezse…

Ne kadar karşı koymaya çalışsak da çifte standartlar sıklıkla karşımıza çıkar. Kimin ne dereceye kadar haklı olduğunu anlamak hiç kolay değil… Bireysel olarak adil düşünmeyi öğrenebilmek için bile geniş kapsamlı, sağlam temerllere dayanan düşünce sistemleri edinmemiz gerekli. Belki de böylece daha mutlu ormanlarda, hiç kimsenin aç kalkmadığı şölenlerimiz olabilir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir