Nilgün Serimoğlu Yazıları

Yüzeysel Sohbetler

Günlük konuşmalarımızda kullandığımız bazı kalıplar vardır. O kalıpları kelime kelime değerlendirmez, sözlük anlamlarını düşünmeyiz. Yalnızca kullanıldıkları yerleri bilir, yeri gelince kullanırız. Karşı taraf da aynen bizim gibi konuyla ilgili karşı bir kalıpla cevaplar bizi.

Bazen düşünürüm acaba bu kalıpları bilmeyen, onları gerçek anlamları ile değerlendiren birileri ile karşılaşsak nasıl diyaloglar oluşurdu? Bazı örnekler geliyor aklıma;

—Merhabalar efendim, beni tanıdınız mı?

  • Hayır tanımadım.

—Ben…

—Evet, biliyorum, Haydar Bey’in oğlu Murat’sınız.

  • Ama beni tanımadığınızı söylemiştiniz. Babamın kim olduğunu bile biliyorsunuz.
  • Babanızı da tanımazdım evladım. Rahmetli ile yirmi yıl aynı odada, yan yana masalarda çalıştık ama işler çoktu, hayat zordu, hiç birbirimizi tanıma, tanışma imkânımız olmadı.

————-

—Ben bir hatırınızı sorayım demiştim. Sahi, hatırınız nasıl?

—Hatırım iyi değil, kırdılar hatırımı. Üstelik kimseden çiğ tavuk yemesini falan da istememiştim.

—————————-

—Müsait bir zamanınızda sizi rahatsız etmek istiyoruz.

—Neden? Biz size ne yaptık?

—————————-

— Ben sana layık değilim, ayrılalım Süheyla.

— Ben de sana layık değilim. Benziyoruz evlenelim Mahmut.

 

Ve espri bir yana bu doğrultuda birçok örnek bulunabilir. Günlük yaşamlarımız, mekanikleştikçe birbirimize olan yabancılaşmalarımız arttıkça gerçek konuşmalarımız da yok oluyor. Onların yerini bir takım kalıplar, şablonlar alıyor. Bu duygu içermeyen kalıplar çoğaldıkça da yabancılaşmalar artıyor.

Artık özel günler için, özel duygular için klişeler hazırlayan, pazarlayan bir sektör bile var. Kırtasiyelerde, kitapçılarda her durum için farklı bir anlatım içeren hazır kartlara rastlıyoruz.. Çeşit çeşit cümleler. İster komik, ister hüzünlü, ne ararsan var. Kafanı yorma, seç birini. Cep telefonlarımızda farklı durumlar için hazır mesaj cümlecikleri var. Bir yere mi geç kaldın? Seç bir özür cümleciği. Artık iletişim kurarken sözcüklerimizi bile kendimiz seçmek zorunda değiliz.

Bir sonraki aşama duygularımızın da gerçekliğini kaybetmesi oluyor sanırım. Hangi durumda hangi duyguyu hissedeceğimiz de şablonlaşacak, Hangi kalıba uyduracağımızı bilemediğimiz için özgün bazı duygularımızı kendimize bile tanımlayamayacağız. Duygularımız anonimleşen kalıplara uymuyor mu? Değiştirecek, yeniden tanımlayacağız. Şablonlaşmış alternatiflerden birini seçip ona göre ayarlayacağız duygularımızı

Hiç üzgün olmadığımız, özür dilemeyi hiç düşünmediğimiz durumlarda ruhsuz bir “üzgünüm “ sözcüğünün her şeyi halledeceğini düşünüyoruz. İnsanların gerçek duygularını, düşüncelerini birbirlerine anlatmaları için giderek telepati gibi, vücut dili gibi alternatif bazı yöntemler kullanmaları gerekecek. Çünkü gitgide konuşma dili yetmemeye başladı. Sürekli konuşup veya konuştuğumuzu sanıp yalnızca anlamsız sözcük sıralamaları yapıyoruz. Robotlaşmanın önüne geçmenin tek yolu olan içtenlik bizi hızla terk ediyor.

Belki zaman içerisinde bu kalıpları da sadeleştirir onlara numaralar veririz. İnsanlar birbirleri ile sayılarla konuşur.

Bu kadar kötümser yorum yaptığım için  “  Üzgünüm (!)”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir